2017'de Okuduğum Kitaplar

Yaptığım Yolculuklar Sırasında Alıp Okuduğum Kitaplar Üzerine... January 01, 2018

2017 İniş ve çıkışlarla dolu, garip bir yıldı. Ürdün'den döndükten sonra, karlı bir kış günü gittiğimiz Ankara'da en çok Kızılay'daki kitapçılarda zaman geçirmiştik. Önce Dost Kitabevi, ardından İmge Kitabevi'ne, oradan da korsan kitapçılara gittik. Özellikle beğendiğim İmge Kitabevi'nde 2 saati aşkın vakit geçirerek ilgimizi çeken kitapları en azından ilk sayfalarını okuyarak arayıp bulduk. Nova Perihan Mağden'in "The Compassion" adlı kitabını, ben ise Hasan Ali Toptaş'ın birkaç kitabını aldım İmge Kitabevi'nden. Birkaç gün sonra da, Ankara'dan tren ile Kars'a doğru yola çıktık. Amacımız hem Doğu Ekspresi trenini denemek, hem de Nova'yı Kars'taki aile büyükleriyle tanışmasıydı.

Kars

24 Saat süren Kars yolculuğuna ilk olarak Kuyucaklı Yusuf kitabını okuyarak başladım. Sabahattin Ali, Anadolu'da küçük bir kasabanın yaşadığı yozlaşmayı, bir kaymakamın evlat edindiği Yusuf adlı çocuğun hayat hikayesi üzerinden anlatıyor. Tıpkı Kürk Mantolu Madonna gibi, bu kitabı da "Keşke Sabahattin Ali daha uzun yaşasa, daha fazla eserler bıraksaydı" hisleri içinde okudum.

Erzurum civarında bir köprüyü geçerken...

Ölü Zaman Gezginleri

O güne dek hiç Hasan Ali Toptaş kitabı okumamıştım, popülerliği hakkında pek bir fikrim yoktu. Kuyucaklı Yusuf'un ardından Ölü Zaman Gezginleri kitabını okumaya başladım ve Hasan Ali Toptaş'ın şiirle hikaye arasındaki sınırları kaldıran kelime ustalığından ötürü edebiyatımızın Messi'si olduğuna kanaat getirdim. Ölü Zaman Gezginleri hikayelerden oluşan bir kitap ve içinde kitaba adını veren ilginç, yazarın metaforları şifre gibi kullandığı ilginç bir hikaye bulunuyor. Bu ve diğer hikayeler genellikle karamsar bir dille yazılmış ve her ne kadar yazar kelimelerle harikalar yaratsa da, saatlerce his olarak birbirini oldukça andıran hikayeler okumak bir yerden sonra ruhunuzda içinde yeterince besin olmayan bir yemek yemiş hissini yaratabiliyor.

Biraz konu dışına çıkıp buraya Doğu Ekspresi ile ilgili bir not ilave etmek istiyorum; şahsen Doğu Ekspresi ile Kars yolculuğunu hayal kırıklığı sayıyorum. Yolculuk her ne kadar "fotojenik" olsa da, İstanbul'dan gruplar halinde gelen, telefonla trene çağ kebabı sipariş eden gürültücü kalabalık gruplar trenin içindeki ortamı epeyce hırpalıyor. Eğer Kars'a aile ziyareti için gitmeseydik, yani amacımız sadece gezi olsaydı, muhtemelen Van trenini tercih ederdik. Özellikle kış mevsiminde Güneydoğu huzurlu bir gezi yapmak için çok daha ideal.

Ubud

Kars yolculuğundan birkaç hafta sonra Nova ile Endonezya'ya gelip, Ubud'a yerleştik. Nova bir sanat galerisinde, ben de Kozmos adlı projem üzerinde çalışmaya başladım. Yanımda getirdiğim kitaplardan birine başlamayı düşünürken, Gölgesizler'in giriş bölümü ilgimi oldukça ilgimi çekti.

Elindeki makasın ucunu bir an için havaya dikip onuruma içilecek bir kadeh gibi yavaşça kaldırarak, hoş geldin beyim, dedi berber.

— Hasan Ali Toptaş, Gölgesizler

Gölgesizler

Gölgesizler'i okurken sanki Hasan Ali Toptaş'ın roman yazışını izliyormuşum hissine kapıldım. Başka hiçbir kitapta tatmadığım bir duygu bu, bi marangoz atölyesine gidersin mesela, işinin ehli olan bi marangozun ağacı nakış gibi işlemesini izlersin, işte Gölgesizler de, bir edebiyat ustasının cümleleri nasıl nakış gibi işlediğini izlemek isteyenler için yazılmış sanki.

Ustalık sadece bir yönü tabii. Gölgesizler sanat yönü de güçlü bir roman. Kitabın hususu, anlatılan olaylardan ziyade yazarın o an aklından geçenler, yazarın dalgınlıkları, yazarın yazmaktan ve anlatmaktan aldığı haz.

Gölgesizler kitabını okumak benim için pek kolay olmadı. Hem yoğun olarak (haftanın yedi günü) çalıştığım bir dönem olduğundan, hem de kitabın bazı bölümlerinde hikayenin durağanlaşıp akıcılığını yitirdiği, olayların karmaşıklaştığı için Gölgesizler kitabını bir buçuk ayda zar zor bitirebildim.

Kuşlar Yasına Gider

Gölgesizler'i okuduktan sonra aslında Hasan Ali Toptaş okumaya ara vermeyi düşünüyordum çünkü okuduğum ilk iki kitap her ne kadar şiirsel olsalar da, edebiyattan almak istediğim besinleri içermiyordu. Gelgelelim, "Birinci sayfasına bakayım nasılmış" diye elime aldığım Kuşlar Yasına Gider kitabını, iki gün boyunca elimden hiç düşürmeden okudum.

Kuşlar Yasına Gider, Ankara - Denizli arasında geçen yolculukların bölümlerinden oluşan bir hikaye. Dili oldukça berrak ve basit, yazarın uykusuz araba kullandığı bazı bölümlerde Gölgesizler'deki bulanık dil, o anın hissini yaşatmak için oldukça dozunda kullanılıyor. Hikayede "hırs atına binen akademisyen" haricindeki bütün karakterler iyi, abdal gelenek ve göreneklerinin harmanlandığı içanadolu kültürünü yaşayan taşra insanları. Hasta ziyaretlerindeki curcuna oldukça gerçekçiydi, Zübeyir ile eşi ve baldızı epey güldürdü.

Bu romanın en sevdiğim yönlerinden biri de yolculuklar sırasında dinlenen türküler. Kitapta geçen bütün türküleri, ozanları ve dizeleri Github'taki herkese açık not defterimdeki "books" bölümünde bulabilirsiniz.

Eğer Hasan Ali Toptaş'ı hiç okumadıysanız, bu kitaptan başlamanızı öneririm. Özellikle de benim gibi bozkır coğrafyasının ve kültürünün sade güzelliğinin hayranıysanız, bence Kuşlar Yasına Gider romanını kaçırmayın.

Hayvanlardan Tanrılara, Sapiens

Normalde bu tip kitapların okuyucusu değilim, ama bu kitabı not alarak, öğrendiklerimi eşe dosta ballandıra ballandıra anlatarak, zevkle okudum. Ufuk açan, bilgi dolu bir kitap. Okumayanlara şiddetle tavsiye ediyorum.

İstanbul

Dedemin vefatı sebebi ile eylül ayını Türkiye'de geçirdim. Çoğunlukla Kalkan ve Isparta'da, birkaç gün de Ankara ve İstanbul'daydım. Aslında müzik kutusu ararken girdiğim bir kitapçıda Orhan Pamuk'un yeni kitaplarına gözatmaya başladım ve son iki kitabını; Kafamda Bir Tuhaflık ve Kırmızı Saçlı Kadın romanlarını aldım. Ve birkaç gün sonra Ubud'a geri döndüm.

Kafamda Bir Tuhaflık

Orhan Pamuk bu romanda Akşehir’li bir çocuğun 1960’larda İstanbul’a gelip sokaklarda sabahları yoğurt ve akşamları boza satarak geçimini sağlamasını, farklı işlere girip çıkmasını, inişli çıkışlı akrabalık ilişkilerini, evlenip aile kurmasını, toplumsal hadiseler esnasında etiketlenmeden, taraf tutmadan bir denge kurmaya çalışmasını, çocuklarını evlendirip yaşlandığı günlere dek her gece sokaklarda bozacılık yapmaya devam edişini, sürükleyici, sade ve berrak bir dille anlatıyor.

Kafamda Bir Tuhaflık'tan beğendiğim bir alıntı;

“Yarı karanlık sokaklara doğru ‘Boozaa’ diye bağırırken yalnız pencerelere, sıvasız duvarlara, köşelere gizlendiğini şeytani köpeklere ve pencerelerinin arkasındaki ailelere değil, kafasının içindeki aleme de seslendiğini hissederdi.”

— Orhan Pamuk, Kafamda Bir Tuhaflık

Orhan Pamuk’un ilk okuduğum kitabı “Beyaz Kale” idi. Osmanlı döneminde iki mühendisin çekişmeli hayatını öyle detaylarla ve gerçekçi bir dille anlatmıştı ki, insan gözünün önünde büyük bütçeli bir Hollywood filmi hayal ediyordu okurken. “Kafamda Bir Tuhaflık” romanı da tıpkı Beyaz Kale gibi okuyucunun 50 yıl evvelki İstanbul’u en ince detaylarına kadar gözünde canlandırmasını sağlıyor.

Kitabın tek gerçekçi bulmadığım kısmı, özellikle son bölümde rakının neredeyse noktalama işareti gibi kullanılması. Her ne kadar son bölümü yüzümde büyük bir gülümsemeyle ve keyifle okusam da sanki Orhan Pamuk “fazla da uzatmadan biraz mizahi bir dille bitireyim” diyerek yazmış gibi hissettim.

Kafamda Bir Tuhaflık’taki favori karakterim; Süleyman. İyi ile kötünün arasında gidip gelen, renkli ve orjinal bir Anadolu kişiliği. Kitabın ilk başlarında adı her geçtiğinde beni gülümsetti. Sırf Süleyman karakteri için dahi bu kitap alınıp okunur.

2018

Geçtiğimiz yıl kendime koyduğum hedeflerden en önemlisi şuydu; kitaplarımın bana cep telefonu ve bilgisayardan daha yakın olması. Bu basit bir hedefe ulaşmak için gayret sarfetmek hayatımda gözle görünebilir değişikliklere yol açtı; örneğin yatmadan önce cep telefonu ile birşeyler yapmak yerine kitap okuduğum için uyku kalitem arttı, bilgisayar başında çalışırken dikkatim dağıldığında, bazen canım sıkıldığında yanıbaşımda ilk yardım çantam kitaplar oldu.

2018 Yılındaki en başlıca hedeflerimden biri kitap okuma alışkanlığımı artırmak ve her ay en az bir kitap bitirmek. Bu blog yazısını yazdığım gün itibari ile Orhan Pamuk'un "Kırmızı Saçlı Kadın" kitabını okumaktayım. Eğer bu kitapla ya da yukarıda bahsettiğim kitaplar hakkında bana ulaşmak ve düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz bana e-mail yoluyla ulaşabilirsiniz.